Farzı İnkâr Eden Kâfir Olur Mu? Bir Soru, Bir Hikâye
Bir sabah, yine alıştığım gibi kahvemi içip bilgisayarımın başına geçiyorum. Ekranda açtığım ilk sayfa, dini meselelerle ilgili bir forum. Biraz kaybolmuşum gibi hissettim. Aradığım bilgi değil aslında ama dikkatimi çeken bir soru vardı: “Farzı inkar eden kâfir olur mu?” Hadi gelin, bu soruya birlikte bakalım, hem veriyle, hem de kendi yaşamımdan örneklerle biraz daha yakından tanımaya çalışalım. Gerçi, bu tür sorular her zaman çok basit görünse de, insanın içini karıştırabiliyor.
Farzı İnkâr Etmek Ne Demek?
Çocukluğumdan beri dini terimlerle çok iç içeydim. Annemin, babamın sıkça dini sohbetlerine şahit olurdum. İbadetler, farzlar, sünnetler… Tüm bu kavramları kafamda çok net bir şekilde yerleştirememiştim ama büyüdükçe bunları anlamaya çalıştım. Farz, Allah’ın kesin olarak yapılmasını istediği bir şeydir. Yani, bu bir emir ve Müslüman olmanın temel şartlarından biridir. Bir şeyi farz olarak inkar etmek, aslında bu emri kabul etmeme, ona karşı durma anlamına gelir.
Örnek vermek gerekirse, namaz kılmak farzdır. Eğer bir insan, namazın farz olduğuna inanmasına rağmen kılmıyorsa, büyük günah işlemiş olur ama kâfir sayılmaz. Ancak, namazın farz olduğunu inkâr ederse, işte o zaman inancında bir sıkıntı doğar. Çünkü farzı inkâr etmek, aslında İslam’ın temelini inkar etmek demek. Bu durum, kişinin inancını kaybetmesine yol açar ve kâfir olma ihtimali doğar.
Bir Hayat Hikâyesi: Kafamdaki Sorular
Bunu daha iyi anlamamı sağlayan bir hikaye hatırlıyorum. Geçenlerde bir arkadaşım, iş yerinde İslam hakkında bir sohbet açtı. Uzun zamandır görmediğim bu arkadaşım, birkaç yıl önce çok derin bir dini dönüşüm yaşamıştı. Başörtüsü takmaya başlamıştı, namazını kılmaya başlamıştı. Ama bir gün, yüzü asık bir şekilde yanıma geldi ve “Ya, ben namaz kılmayı bıraktım, aslında bir anlamı yokmuş” dedi. Şok oldum! Yani, sadece bir kişiyi değil, inandığı temel bir ibadeti reddediyordu. O anda aklımdan geçen ilk şey, “Farzı inkâr eden kâfir olur mu?” sorusuydu.
Ona, “Neden böyle düşünüyorsun?” diye sordum, o da “Artık anlamını bulamadım, dini ritüellerin bir anlamı kalmadı” diye yanıtladı. Kafam karıştı, çünkü bu, o kadar basit bir şey değildi. Farz olan bir şeyin inkarı, inancın temel taşlarını sorgulamak demekti. Yani bu durumda, arkadaşımın durumu ne olacaktı? Hangi noktada bir insan farzı inkâr ettiğinde kâfir olur? İşte bu sorunun cevabını aradım o günden sonra.
Veriler ve İstatistiklerle İnanç ve Dini Uygulamalar
Biraz araştırma yapınca, Farzı inkâr eden kişinin dini inancının ne olacağıyla ilgili pek çok farklı görüş buldum. Üzerinde çok tartışılan bir konu ama din alimlerinin çoğu, farzı inkâr etmenin insanı dinden çıkaracağı yönünde hemfikirdir. Ancak, Türkiye gibi ülkelerde dinle ilgili yapılan anketlerde, insanların dini uygulamalara bakış açısının çok değişken olduğunu görebiliyoruz. Diyanet’in yaptığı anketlerde, Müslümanların %70’inin namazı düzenli kılmadığı, ancak yine de inançlarını sürdürdükleri görülüyor. Bu durum, hem bireysel bir tercihin hem de toplum baskısının nasıl bir arada var olduğunu gösteriyor. Yani, bir insan farzları yapmasa da, bu onun inançlı olmadığını gösteriyor mu?
Tabii, bu konuda yapılan araştırmaların sonuçları birbirini çok da tutmuyor. Bir tarafta dini vecibeleri yerine getirmeyen, ama kendini hala Müslüman olarak gören insanlar var, diğer tarafta ise farzları inkar eden kişilerin artık dini reddettiği kabul ediliyor. Öyle bir noktadayız ki, birinin dini ibadetlerini yerine getirmemesi, onun inançsız olduğu anlamına gelmiyor. Ama işte farzı inkâr etmek, kesin bir sınır gibi görünüyor. İnsan, kendi inancını yıkmak için oldukça radikal bir adım atmış oluyor.
Sonuçta Ne Olur?
Farzı inkâr eden bir kişi, kâfir olur mu? Bu soruya cevabım netleşmişti: Evet, bir insan farz olan bir şeyi inkâr ederse, bu, sadece bir inanç sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir dini sorun oluşturur. Bu, kişinin İslam’a olan inancını kaybetmesi anlamına gelir. Fakat, bu nokta, her zaman siyah ve beyaz kadar net değil. İslam, insanların kalplerini Allah’a bırakmayı da öğütler. Yani birinin inancını yargılamak, her zaman o kadar basit değildir. Düşünmek gerek: Bir insan gerçekten inanarak mı inkâr ediyor yoksa sadece geçici bir rahatsızlık mı yaşadığı için böyle davranıyor? Bu tür sorular, insanın kendi iç dünyasında cevaplanması gereken, derin meselelere dönüşüyor.
Bununla birlikte, toplumsal olarak da, dinin, inancın ve ibadetlerin anlamı sürekli evriliyor. İnsanlar, dinin her yönünü sorguluyor ve her gün yeni bir soruya yanıt arıyor. Bu yazı, sadece farzı inkâr etmenin ne anlama geldiğini tartışmakla kalmadı, aynı zamanda bu sorunun bizlere ne kadar derin düşündürdüğünü de gösterdi. Sonuçta, herkes kendi inanç yolculuğunda kendi cevabını bulmalı. Ama şunu unutmayalım: Dini meselelerde her zaman birinin kararını vermek, basit bir şey değil.