Dünyadaki En İyi Film Hangisi? Bir Antropolojik Perspektiften Bakış
Bir film, kültürün derinliklerinden süzülen bir anlatıdır. Her bir kare, her bir diyalog, bir toplumun değerlerini, inançlarını, ideallerini ve korkularını yansıtan bir aynadır. Ancak, kültürler arasında farklılıklar olduğu için bu aynalar farklı şekilde yansır. Peki, dünyadaki en iyi film nedir? Bu soruya verilecek cevap, sadece bireysel bir beğeni meselesi olmaktan çok, kültürel bir yapıdır. Bir film, izleyen kişinin kültürel kodları, tarihsel arka planı ve toplumsal yapısıyla bağlantılı olarak farklı anlamlar taşıyabilir. Dolayısıyla, bir film yalnızca bir görsel şölen değil, aynı zamanda insanlık tarihinin bir parçası, kültürlerin iç içe geçtiği bir yapıdır.
Bu yazı, filmi sadece bir eğlence aracı olarak görmenin ötesine geçip, film sanatının antropolojik bir perspektiften nasıl bir toplumun kimliğini, ritüellerini ve değerlerini yansıttığını tartışacak. Her kültür, kendi tarihsel deneyimlerinden ve toplumsal yapılarına dayalı olarak en iyi filmi farklı bir biçimde tanımlar. Bu da bize, sinemanın evrensel olmanın ötesinde, farklı kültürel anlayışları nasıl dönüştürdüğünü anlatır.
Film ve Kültürel Görecilik: Her Toplumun “En İyi Filmi”
Kültürel görelilik, bir toplumun değerlerinin, başka bir kültürün bakış açısıyla değerlendirilemeyeceğini savunur. Bu perspektife göre, “en iyi film” kavramı evrensel bir ölçütle değerlendirilemez; her kültür, farklı normlar ve değerlerle şekillenir. Sinema, bu farklı değerlerin bir yansımasıdır ve her toplumun “en iyi filmi” kendi değerler sistemini en iyi şekilde temsil eder.
Örneğin, Hollywood’un en iyi filmleri çoğu zaman bireysel başarı, özgürlük ve girişimcilik gibi Batı’nın değerlerine dayanır. Forrest Gump ya da The Pursuit of Happyness gibi filmler, kişinin kendi potansiyelini bulması ve başarıya ulaşması üzerine odaklanırken, bu temalar Batı’nın “bireycilik” kültürünü temsil eder. Ancak, Hindistan sinemasının en önemli örneklerinden olan Lagaan ya da Mother India gibi filmler, kolektivist değerler ve toplum için fedakarlık üzerine kurulur. Bu filmler, halkın birlikte hareket etmesinin, toplumsal bağların önemini vurgular.
Buna benzer bir örneği Japon sinemasında da görmek mümkündür. Ringu ya da Ikiru gibi filmler, ölüm, toplumsal sorumluluk ve varoluşsal anlam arayışı üzerine derinlemesine düşünceler sunar. Japon kültüründe, bireyin toplumla olan ilişkisi, batıdaki bireyci yaklaşımdan çok daha farklıdır. Bu filmler, bir toplumun moral ve etik değerlerine olan bağlılığını, kültürel ritüellerin anlamını, toplumsal düzenin ne kadar önemli olduğunu yansıtır.
Film ve Kimlik: Sinema Kimliği Şekillendirir mi?
Film, kimlik oluşturma sürecinin önemli bir parçasıdır. Toplumlar, bireyleri ve grupları şekillendirirken, kültürel temalar ve anlatılar, kimliklerin inşasında belirleyici bir rol oynar. Sinema, bu kimliklerin dışa vurumudur; hem bireysel hem de kolektif kimlikler filmler aracılığıyla pekişir.
Amerikan sineması, özgürlük ve bağımsızlık gibi Batı’nın değerlerini yansıtan filmleriyle tanınırken, Fransız sineması genellikle aşkı, tutkuyu ve bireysel özgürlüğü merkeze alır. Amélie gibi filmler, Fransız kimliğini estetik ve zarafetle harmanlarken, La Haine gibi filmler ise toplumsal çatışmaları ve kimlik arayışını gözler önüne serer.
Bir başka örnek olarak, Parasite (Bong Joon-ho) filminden söz edebiliriz. Güney Kore’nin toplumsal yapısına, sınıf farklarına, zengin-fakir uçurumlarına ve bireylerin kimliklerini bu yapılar içinde bulma mücadelesine dair derin bir bakış sunar. Parasite, sadece bir film değil, Güney Kore’nin kültürel ve toplumsal dinamiklerinin bir eleştirisidir. Burada sınıf, ekonomik eşitsizlik ve kimlik temaları etrafında şekillenen bir anlatı yer alır. Film, sadece bir sinema ürünü değil, aynı zamanda toplumun kimliğini biçimlendiren bir anlatıdır.
Film ve Ritüeller: Sinemanın Toplumsal Bağlamı
Her toplumun belirli ritüelleri vardır. Bu ritüeller, toplumun değerleri, normları ve inanç sistemleriyle şekillenir. Film, bu ritüelleri hem yansıtır hem de yeniden üretir. Örneğin, Batı sinemasında “kahraman” ritüeli sıklıkla bir bireyin içsel güçlerini keşfederek dünyayı kurtarması üzerine kurulur. Star Wars ya da The Dark Knight gibi filmler, kahramanlık mitini yeniden şekillendirirken, bu ritüel toplumsal düzeni koruma amacına hizmet eder.
Ancak, doğrudan ritüellere dayalı filmler de mevcuttur. Örneğin, The Last Samurai ve The Fountainhead gibi filmler, toplumların tarihsel geçmişini ve kültürel ritüellerini işlemeyi amaçlar. The Last Samurai, Japonya’nın feodal geçmişini, savaşçı kültürünü ve toplumda bireyin rolünü ele alırken, Batılı gözlemlerle de kültürel çatışmalara dikkat çeker. Bu film, sadece tarihi bir anlatı değil, aynı zamanda bir toplumun kimliğini ve değerlerini yansıtan bir ritüeldir.
Ayrıca, Coco gibi animasyon filmleri, aile bağları ve ölümle yüzleşme gibi evrensel temaları işlerken, Meksika’nın Day of the Dead (Ölüler Günü) kutlamalarını merkezine alır. Bu kutlama, ölüm ve yaşam arasındaki ilişkiyi yüceltir ve toplumun ölüm algısını şekillendirir. Coco, sadece bir çocuk filmi değil, aynı zamanda Meksika kültüründeki ölüm ritüelinin sinemadaki bir yansımasıdır.
Film, Ekonomik Sistemler ve Toplumsal Yapılar
Sinema, sadece bir kültürün değerlerini yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda o toplumun ekonomik yapıları ve toplumsal dinamiklerini de sergiler. Birçok film, ekonomik eşitsizlikleri, işçi hakları ve toplumdaki adalet arayışını ele alırken, izleyicilere toplumsal yapıyı sorgulama fırsatı sunar. Örneğin, Modern Times (Charlie Chaplin) işçi sınıfının sömürüsünü ve endüstrileşmenin birey üzerindeki etkilerini mizahi bir dille anlatırken, aynı zamanda bir toplumun ekonomik yapısına dair keskin bir eleştiridir.
Benzer şekilde, The Social Network filmi, teknolojik devrimle birlikte değişen iş dünyasını ve girişimciliği konu alır. Amerikan ekonomisinin hızla değişen dinamikleri, filmde bireylerin ekonomik başarı için verdikleri mücadeleler üzerinden gözler önüne serilir.
Sonuç: Kültürler Arası Empati ve Sinemanın Evrenselliği
Dünyadaki en iyi film, bir kültürden diğerine değişen bir kavramdır. Sinema, bir toplumun ritüellerini, sembollerini, kimliğini ve toplumsal yapısını yansıtan güçlü bir araçtır. Her kültür, en iyi filmi farklı bir biçimde tanımlar, ancak bu film, her zaman o kültürün kimliğinin bir parçasıdır.
Sinema aracılığıyla, bir toplumun içsel dünyasına daha derinlemesine bir bakış atabiliriz. Her film, o toplumun içindeki değerler sistemini, ekonomik yapıları ve kültürel ritüelleri anlamamıza yardımcı olur. Kültürel görelilik çerçevesinde, “en iyi film” sorusu, sadece bir kişisel tercih değil, aynı zamanda bir kültürün evrensel hikâyesine dair bir sorgulamadır.
Peki, sizce “en iyi film” nedir? Kendi kültürünüzün sınırlarından bakarak başka toplumların sinemasına dair ne tür empatik bağlar kurabilirsiniz? Sinemanın, farklı kültürlerin kimliklerini nasıl şekillendirdiğini daha iyi anlayabiliyor musunuz?