Ahmet Mithat Efendi’nin Anlayışı: Gündelik Hayattan Komik Bağlantılar
Evet, bildiğimiz gibi Ahmet Mithat Efendi, 19. yüzyılın en önemli yazarlarından biri. Ama merak etmeyin, bu yazı onun “hangi anlayışı benimsedi” sorusunun ciddiyetine bürünmeyecek. İzmir’de 25 yaşında, sürekli espri yapan ama içten içe her şeyi fazla düşünen bir genç yetişkin olarak, Ahmet Mithat Efendi’nin anlayışını gündelik hayattan birkaç komik örnekle anlatacağım. Çünkü bazen geçmişin derin felsefelerini anlamak, gündelik hayatın içindeki sıradan ama komik anlarda gizlidir. Hadi gelin, biraz mizah ve hikaye katarak, Ahmet Mithat Efendi’nin edebiyat anlayışını keşfedelim.
Ahmet Mithat Efendi’nin Düşünsel Derinliğiyle Gündelik Hayatın Çarpışması
Bir gün arkadaşlarla kafede buluşuyorum. Saat 5.30, güneş batmadan önce bir çay içmek için doğru zaman. Herkes telefonunda, ben ise gözlerimi bir yandan telefonun ekranından çekerken, bir yandan da düşünüyordum. İşte o an, Ahmet Mithat Efendi’nin bir edebiyat anlayışını kafamda canlandırdım. Ne de olsa, o da bir zamanlar yazılarında halkı eğitmeye çalışmıştı. Ama sormadan edemedim:
“Acaba Ahmet Mithat Efendi, ‘hayat bir çay bardağında nasıl dans eder’ diye mi yazmıştı?”
Tabii ki arkadaşlarım anlamadı. Zaten onlar “Kardeşim, Ahmet Mithat kim ya?” diyecek kadar tarih meraklısı değillerdi. Neyse, konuyu biraz daha açayım.
Ahmet Mithat Efendi’nin edebiyatında, halkı eğitmek ve aydınlatmak vardı. O, aynı zamanda realist bir yazar olarak toplumun problemlerine ışık tutmaya çalıştı. Gerçekten de bu, günümüzün en büyük meselelerinden biri değil mi? Sabahları çayı kaynatırken içinden sürekli bir soru geliyor: “Hayatım, ben de biraz Ahmet Mithat Efendi gibi, halkı bilinçlendirebilir miyim?” Ve sonra aklımdan geçiyor: “Ama önce bu çayı içmem lazım.”
“Sizce Benim Çayımdan Kimseye Hayır Gelir mi?”
“Ahmet Mithat Efendi hangi anlayışı benimsemiştir?” sorusunu biraz daha derinlemesine düşünürken, gerçekten de mizahi bir bakış açısı kazandığımı fark ettim. Ahmet Mithat Efendi’nin bir eğitimci olarak toplumun ahlaki değerlerini güçlendirmeye çalıştığı bilinir. Hatta zaman zaman eserlerinde halkı eleştirir, toplumun ahlaki çöküşünü ortaya koyar. Ama bir de şu açıdan bakın:
Ahmet Mithat Efendi’nin halkı eğitme çabalarını bazen kafamda bir çaydanlıkla karşılaştırıyorum. Mesela, bir gün ahlaki değerleri anlatırken, oraya bir de “tuzlu çay” olayı eklesek nasıl olur? Yani, sizce çaydanlık toplumdaki ahlaki çöküşü mi simgeliyor, yoksa bu tuzlu çayı içen kişi toplumun bunalımını yansıtıyor olabilir mi?
“Arkadaşlar, bakın, tuzlu çay içmek, çaresizliğin ta kendisidir!” derken, bir yandan da iç sesim şunu söylüyor: “Yok, bu kadar derin olmamalısın.”
Ahmet Mithat Efendi’nin Çift Yönlü Toplum Eleştirisi: Aydınlanma mı, Savaş mı?
Yine bir kafede, yine kahveyle ilgili büyük bir krizin ortasındayım. Bu kez, kahvemin tuhaf bir tadı var. Hayat bazen gerçekten de Ahmet Mithat Efendi’nin eserlerindeki toplumsal eleştiriler gibi garip. İnsanlar, değişim isterken, bir yandan da yeniye karşı direniyorlar. Ahmet Mithat Efendi’nin yazılarındaki bu çift yönlü eleştiri, bana bugünün dünyasında da fazlasıyla geçerli. Aydınlanma ile savaş arasında bir seçim yapmamız isteniyor. “Gerçekten mi?” diye düşünüyorum. “Bugün Ahmet Mithat Efendi, telefon ekranına bakarak yazı yazsaydı, bu bambaşka bir toplum eleştirisine dönüşebilirdi.”
Düşünsenize, o da Twitter’da bir şeyler yazıyordur. “Halkı eğitmek bu kadar zor olamaz,” diye tweet atarken, 140 karakterle derin düşüncelerini dile getirmek zor olsa gerek. Ama yine de buna cesaret ederdi. Çünkü o, her zaman halkla iç içe oldu. Kim bilir, belki de bugünün yazarı olsaydı, edebiyatı sosyal medyada “toplumdaki bilinçaltı sorunları anlatan yaratıcı bir etkileşim” olarak kurgulardı. Ama ne yazık ki, 19. yüzyılda bu kadar sosyal medya yoktu. O yüzden yazılarına biraz daha derinlemesine bakmamız gerekiyor.
Ahmet Mithat Efendi’nin Anlayışı: Günümüzle Harmanlanan Bir Edebiyat
Şimdi, birkaç arkadaşla oturmuş bir akşam yemeği yerken, Ahmet Mithat Efendi’nin halkçı anlayışını düşündüğümü fark ediyorum. Bu adam yazdığı kitaplarla, o dönemin en fazla okunan yazarlarından biriydi. Ama neden? Çünkü halkın dilinden yazıyor ve onları eğitmeye çalışıyordu. Aynı şekilde ben de bazen arkadaşlarımın dilinden yazmaya çalışıyorum ama onlara öğretmektense, esprilerle bir şeyler anlatıyorum. Evet, bu kadar basit. Ahmet Mithat Efendi, eğitmektense yazı ile düşündürtmeyi amaçladı. Bu yüzden, bazen sadece güldürmek de yeterli.
Düşünsenize, Ahmet Mithat Efendi günümüzü görse ne yapardı? “Halkı eğitmek için Instagram’daki meme’lerden faydalanmak gerek!” der miydi?
Sonuç: Eğitici Bir Mizah ve Toplumsal Bilinç
Sonuçta, Ahmet Mithat Efendi, halkı eğitmeye çalıştı ama bu yol bazen mizah ve eğlenceyle de karışabiliyor. Kendi hayatımızdaki anlar bile, bazen bizi derinden düşündürmeye yetiyor. Ahmet Mithat Efendi’nin anlayışını, dönemin toplumsal sorunlarıyla birleştirirken, aynı zamanda bizim de içten içe “acaba ben nereye gidiyorum?” diye düşünmemiz gerekiyor. Kısacası, Ahmet Mithat Efendi hangi anlayışı benimsemiştir? Hem halkı eğiten, hem de mizahı işin içine katan bir anlayış. Bugün, bu anlayışı hayatta pratiğe dökmek çok daha zor. Ama Ahmet Mithat Efendi’nin eserlerine bir göz atın, her şey daha anlaşılır olacak.